Zeki SARIHAN | Didim Özgürses Gazetesi | Bağımsız Günlük Siyasi Gazete

Arşiv

firma-ekle

İstatistikler

  • 695454Toplam ziyaretçi:
  • 3Bugün kü ziyaretçiler:
  • 31Dünkü ziyaretçiler:
  • 0Online olan ziyatçiler:

Bu alana Reklam Verebilirsiniz DİDİM ÖZGÜRSES GAZETESİ Telefon: 0 533 591 72 59

Zeki SARIHAN

1-1Zeki Sarıhan

O zamanki adıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi ordularının, 26 Ağustos’tan başlayıp 9 Eylül 1922’ye kadarki 14 gün içinde Afyon’dan İzmir’e kadar süren Yunan Ordusunu imha hareketinin yıldönümü, her yıl olduğu gibi bu yıl da devlet törenlerinin yanında sivil kuruluşların düzenlediği etkinliklerle kutlandı. Bayraklar sallandı, nutuklar, marşlar söylendi, yürüyüşler yapıldı.

İktidar çevreleri yakın zamana kadar, 23 Nisan, 29 Ekim ve 19 Mayıs bayramları gibi, 30 Ağustos bayramına da ilgisizdi. Millet bu günleri unutsa çok da hoşlanacaktı. Bunun nedeni, adı bu ulusal günlerle anıla gelen Mustafa Kemal Paşa’nın savaştan sonra kurulan rejimin başına geçince, padişah ve halifeliği kaldırması, medeni yasayı getirmesi, Arap Alfabesinin yerine Latin alfabesini getirmesi, tekke ve zaviyeleri kaldırması, ezanı Türkçeleştirmesi, özetle yüzü Batıya dönük laik bir cumhuriyetin başında olmasıdır.  Sağcı-İslamcı yazarlar, on yıllardır zaten ah vah ile Cumhuriyet öncesi yıllarının özlemini dile getirmekteydiler. Öyle ki, bu özlemleri, onların bir kısmını Padişah Vahdettin’i “Büyük vatansever” olarak nitelemeye kadar götürmüştür. HABERİN DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN

1-1Zeki Sarıhan

Tatil bitiyor.

Her yıl öğrencilerin karnelerini verirken onlara tatilde kitap okumalarını tavsiye ederdik. Fakat ders yılı içinde okuma alışkanlığı edinmeyen bir öğrencinin bu tavsiyeye uyması beklenemez. Çünkü kitap okuma, tatil aylarıyla sınırlı olamaz. O, her yaşta, her işte yapılması gereken vazgeçilmez bir faaliyettir. Okumayı alışkanlık haline getirmek gerekir. Geçtiğimiz dönemde Prof. Sedat Sever’in Ulusal Eğitim Derneğinde çocuk kitapları ve okuma alışkanlığı konulu bir konferansında ben de kendi çocukluğumdan bir örnek vermiştim:

“Köyümüze iki saat uzaklıktaki Korgan’a mısır götürmüştüm. Orada bir bakkalda çocuk kitaplarının da satıldığını gördüm. 15 kuruşa Kibritçi Kız kitabını aldım. Dönüşte eşeğin sırtında bu kitabı okudum. Eşeğim nasıl olsa yolu biliyordu.” Bu anı Sever’in pek hoşuna gitmişti. HABERİN DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN

1-1Zeki Sarıhan

Geçen gün Altınova’da bir ziyaretten Ayvalık’a dönerken minibüste müthiş bir ağız kavgasına tanık olduk. Önce elindeki bileti çocuklar için de okutup okutmayacağı konusunda şoförle Suriyeli kadın atışmaya başladı. Yolculardan biri sözü alarak Suriyeli kadını az daha dövüyordu. Kendisinin bu memleketin sahibi olduğunu söyleyerek Suriyelinin def olup memleketine gitmesini istedi. Ona dolmuştakilerden bir haylisi de arka çıktı. Suriyeli kadın da az çaçaron değildi hani!

Suriye’de iç savaşta yüz binlerce insan öldü.  Suriye Ordusu, rejim düşmanlarına karşı savaşını sürdürüyor.  İdlib bölgesine sıkışmış olmakla birlikte muhaliflerin bir kısmı hâlâ teslim olmuş değil.  Bir de ülkenin kuzeyinde Suriye’den koparılmış bazı kısımların geleceği meçhul. HABERİN DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN

1-1Zeki Sarıhan

Körfez’deki binlerce tatil sitesinden biri olan ve 27 yıllık geçmişi olan 84 evlik Bizim Köy Tatil Sitesi’nde günlük hayat güneş doğarken başlıyor. En erken kalkanlar, sabah serinliğinde denize giren birkaç kişi. Daha sonra sokaklarda birer ikişer insanlar büfeye ekmek ve gazete almaya giderler. Bazılarının kahvaltı yapması öğleyi bulur.

Öğleden sonra deniz ve havuza girenler çoğalır. Öğle uykusuna yatanlar vardır. Akşam yemekleri herkes için farklı saatlerdedir. Birbirlerine oturmaya gidenler akşamüstlerini ve geceyi tercih ederler.

Burada herkesin farklı bir hayat yaşadığını söylersek daha doğru olur. En iyisi tatil köyünde kendi günlük programımı yazayım. HABERİN DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN

1-1Zeki Sarıhan

Bir beldenin değeri, toprağının verimliliği, denizi, güneşi kadar, hatta ondan da çok, orada yaşayan insanlarla ölçülür. Ayvalık ve çevresine yerleşmiş veya burada tatil yapan insanlar, benim açımdan yörenin değerine büyük değerler katarlar.

25 yıl önce Ayvalık’ta yazlığa gelmeye başladığımızın ilk yıllarında bu çevrede yaşayan önemli insanları arayıp bulma, tanışmıyorsak tanışma, tanışıyorsak dostluğu yenileme ve söyleşme çabasına girmişimdir.

Sanat ve edebiyata meraklı kişiler için Ayvalık, biraz da Ahmet Yorulmaz demekti. Birçok Ayvalıklı gibi Girit göçmenlerindendi. Bu göçün hikâyesin anlatan ve Ayvalık’ı tanıtan kitapları vardı. Şehir içinde bir kitapçı dükkânı işletiyordu. Birkaç kez evinde ziyaret ettik. Onu sitemize getirip bir akşam Ayvalık hakkında konferans verdirdik. Bir akşam bizi Cunda Adasında deniz kıyısındaki yeme içme yerlerinden birinde ağırladı. Masamızda değerli bir konuk daha vardı: Şair Arif Damar. Böylece onunla da tanışmış ve söyleşmiş olduk. HABERİN DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN

1-1Zeki Sarıhan

Bu yazlığa gelmeye başlayalı 25 yıl oldu. Her yıl Ağustos ayını burada geçiriyoruz. Ben kitap okuyorum, Ankara’da olduğu gibi yazılar yazıyorum. Fazladan, deniz çok dalgalı olmazsa ortalama iki günde bir denize dalıp çıkıyor ve Rumlardan kalma ve çoktandır harabe halinde olan zeytinyağı fabrikasının iskelesinde 15-20 dakika güneşlenip işimin başına dönüyorum.

84 konutlu Bizim Köy Tatil Sitesi, Ayvalık kıyılarında ve koylarında bulunan yüzlerce tatil sitesinde biri. Ayvalık’ın kuzeyine doğru en eski tatil sitesi olan Şirinkent’ten girilip kıyı boyunca birbirine eklemlenmiş siteler geçildikten sonra kıyıda Ayvalık’a bağlı son yerleşim yeri. Öte tarafı Gömeç ilçesine bağlı. Gömeç, kıyıda olmayan küçük bir ilçe fakat onun kıyı kesimleri de bu mevsimde tatilcilerle dopdolu. Perşembe günleri Ayvalık’ın pazarı. Caddelerinde ve Pazar yerinde iğne atsanız yere düşmüyor. On, on beş yıl önce “Ayvalık’ın

kışın nüfusu 30.000 ama yazın 300.000kişiyi buluyor” diyorlardı. Şimdi yazlık nüfusun bir milyon olduğunu söyleyen oldu. HABERİN DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN

1-5Zeki Sarıhan

1 Ağustos Çarşamba günü akşama doğru ulaştığımız Üsküp’te bu kez kalacağımız ev kent merkezinde, Taş Köprü’nün ve Kalenin tam karşısında bir apartmanın sekizinci katında temiz bir daireydi. Burada böyle günübirlik kiraya verilen birçok konut varmış ve bu normal kiradan daha kazançlı imiş. Telefonumuz üzerine güler yüzlü şirin bir Makedon kadın kucağında çocukla geldi, evi gezdirdi ve anahtarı teslim ederek gitti. “Çıkınca anahtarı posta kutusuna bırakırsınız” dedi.

Biraz dinlendikten sonra aşağıya inip Vardar Nehri üzerindeki Osmanlı yapısı TKöprü’den geçerek kalenin duvarı boyunca yürüyüp giriş kapısına ulaştık. Bu kale duvarları da Ohri Kalesi gibi onarılmış ama kale içinde düzenleme yapılmamış. İncik boncuk satılmadığı ve restoranlar bulunmadığı için burada pek az meraklı geziniyor! HABERİN DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN

1-5Zeki Sarıhan

2.100.000 nüfuslu Makedonya’nın Ankara’nın onda bir (500.000) nüfusuna sahip başkent Üsküp’ten sonra Manastır 80.000 nüfusuyla ikinci büyük kenti. Bu ülkede “Büyük kent” kavramının Türkiye’den farklı olduğunu hemen almışsınızdır.  Öteki “Büyük kentleri” ise şöyle sıralanıyor. Kumanova (71.000), Pirlepe (68.000), Kalkandelen (60.000), Ohri (51.000), Köprülü (48.000), Gostivar (46.000), İstip (42.000).  Büyük şehirlerde Makedon nüfusunun yüzde 68’ yaşıyor.

Ailece Makedonya gezimizin dördüncü günü olan 31 Temmuz 2018 günü Ohri’den bir otobüsle bir ovada kurulmuş Manastır’a ulaşıp bir gece kalacağımız Travel Hotel’e yerleştikten sonra zaman kaybetmeden sokağa fırladık. Bizim Fatsa büyüklüğünde olan kentin merkezine çok yakın imişiz. Bu merkezden boydan boya geniş bir cadde uzanıyor. Eski adı Şirok Caddesi imiş. Yugoslav yönetimi zamanında adı Mareşal Tito Caddesi olmuş. Ortaklık bozulduktan sonra eski adına dönülmüş. Bulvar araç trafiğine kapalı. İki yandaki binalar yüksek değil. Bunlar hem çeşitli dükkânlarla, hem de yeme içme yerleriyle dolu. Cadde şimdiden kalabalık. HABERİN DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN

OHRİ 1Ekran AlıntısıZeki Sarıhan

Makedonya’nın turistik merkezi Ohri’de ikinci gün öğle üzeri motelden çıkarak sahile indik. Burada bin yıllık olduğu bildirilen bir çınar var. Gövdesindeki çürükleri ağaç kabuğunna benzer bir madde ile yamamışlar… Biraz ileride 1720 tarihini taşıyan Pir Mehmet Hayati türbesi ve  Halveti dergâhı   Türk ziyaretçileri Osmanlı dönemine götürüyor.  Adana-2 Lokantasında Türk yemekleriyle karnımızı doyurduktan sonra bizi kaleye çıkaracak bir taksi arıyoruz. Duraktaki taksilerin hiç biri kabul etmiyor. Yakın mesafe diye ücreti azımsamış olacaklar. Sonra yoldan geçen bir taksiye bir buçuk misli ücret (15 TL kadar) vererek razı ediyoruz. HABERİN DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN

1-5Zeki Sarıhan

28 Temmuz günü dört kişilik ailemizin bir araya geldiği Üsküp’te bir gün ve gece geçirdikten sonra, program gereğince Ohri kentine gitmek üzere otobüs garajına gittik. Pusuda beklemekte olan taksicilerden biri bizi yakaladı ve kendisinin yolcu almak için zaten Ohri’ye gideceğini, bizi ehven bir fiyata götüreceğini söyledi. Biz aramızda bu konuyu tartışırken bizi daha geniş bir taksiye devretti. Arnavut Sabahattin’in arabasına yerleştik.

Geniş Vardar Ovası’nda ülkenin güneyine doğru yol alırken bir taraftan da taksici ile Makedonya’yı konuşuyoruz. Önce benzinin fiyatını soruyoruz: 1.20 Yüro imiş. Sabahatti’e Arnavutluk’un eski başkanı Enver Hoca hakkında ne düşündüğünü soruyoruz. “İyi adamdı. Şimdi Arnavutluk’ta bir şey yok” yanıtını veriyor. HABERİN DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN

1-5Şimdilik Macarstan’ın başkenti Budapeşte’de yaşayan küçük oğlumuz Dr. Işık’ın daveti üzerne önceki yıl Macaristan’a, geçen yıl Sırbistan’a ailecek birer haftalık bir gezi yapmıştık. Bu yıl Balkan ülkelerinden hangisini görmek istediğimizi sordu ve orada bize kılavuzluk yapacağını söyledi. Oraları tanıyor sayılır, üstelik İngilizce ve Macarca’dan başka Sırpça da biliyor. Makedonya’yı tercih ettik.

28 Temmuz cumartesi günü, bir aylık bir tatil için dört gün önce geldiğmiz Ayvalık Bizim Köy Tatil Sitesi’nden kalktık. Edremit Havaalanından İstanbul Sabiha Gökçen Havaalanına, oradan da Makedonya’nın başkenti Üsküp’e uçtuk. Pamuk ve kar yığınlarıını andıran bulutların üstünden ve yanından geçmek çok zevkliydi. Fotoğraf çekmek isterdim, ne yazık ki uçakta telefonlar kapalı oluyor HABERİN DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN

1-5Zeki Sarıhan

 

Yetmiş beş yaşına basmışım!

 

Düşümde görsem inanmazdım. Ama birkaç yıldır metroya, otobüse bindiğimde yalnız gençlerin değil, orta yaşlıların bile yerlerinden fırlayıp “Buyur amca” diye yer vermelerinden anlamalıydım. Nerdeyse haftada bir bu yaşın üstünde, hatta biraz altında olanladan birinin öldüğünü duyunca durumun farkına varmalıydım.

 

Ama beynimi ve yüreğimi hiç terk etmemiş o hoppa çocuk bunu engelliyordu. Cahit Sıtkı Tarancı’nın daha yolun yarısında iken hissettiklerini, ateşin yaktığını, taşın sert olduğunu yetmiş beş yaşında hissetmek gene de hayatın verdiği bir şans olarak düşünmek gerekir.

 

Yıllar ne kadar da çabuk geçmiş! HABERİN DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN

Bu alana Reklam Verebilirsiniz DİDİM ÖZGÜRSES GAZETESİ Telefon: 0 533 591 72 59

Köşe Yazarlarımız

Erdoğan ŞAHİN

Kaya ÇETİN

Cengiz KOÇ

Mustafa ÖGE

Bülent ELDEN

Aydın KÜÇÜKAL

Zeki SARIHAN

Doğan GÜNEŞ

Yunus LENGERANLI

Özgür YAVUZYILMAZ

PROF. DR. AYDIN FINDIKÇI

Murat KAFADAROĞLU
Adnan GÜRKAN
Zeynep KULAKÇI
Şükrü KUNDAKÇI
Haydar PINARBAŞI
Hüseyin ÖZALP
Türker ERTUNCAY